Kas
09
Nesiller arası uçurum
Merve'nin Defteri Salı, 15 Mart 2016 17:30 PDF Yazdır e-Posta

Madem ki köşe yazısı yazmaya başladık ve sizler de okumak için buradasınız o zaman niye daha fazla bekliyoruz.  Şuanda sizlere  bir psikolog adayının kaleminden yazıyorum, çiziyorum.  Aslında konuşulacak çok konu var insanın içinde tutamadığı belki de bazen tutmak zorunda kaldığı. Ben bu sefer konuya çocukluktan başlamak yerine  günümüzün gençlerini ele almayı tercih ettim, ayrıca kendi zamanımızdan örnekler vererek hep birlikte uçurumun farkına varmak tabi ki. 


Hani hep deriz ya ‘’gençlik nereye gidiyor?’’ diye. Biz de bu sorunun cevabını merak edenlerle geçmişten günümüze gezintiye çıkalım istedik.  Çok geriye gitmeyelim en yakın 90’lı yıllarında çocukluğu yaşamış olanlar bilirler ki  o zamanlar dışarıda oyunlar oynayan; toprakla, çamurla tanışan; mahalle maçlarında haklarını savunmayı öğrenen; elindeki taş ile oyun yaratan yaratıcı beyinler ve çanak, çömlek patlatan çocuklardık ve belki de son zamanıydı çocukluklarımızı en doğalından yaşama fırsatlarının. Hayatımıza teknolojinin girmediği veya yeni yeni girmeye başladığı zamanlar doğallığımızdan hala bir şeyleri kaybetmemiştik sanki o zamanda.


Şimdi 2000’li yıllara bakıldığına elindeki tablet, laptop, telefon gibi teknolojik aletlerden başını kaldırıp da dışarıdaki boş bankları dolduracak, parklarda koşup zıplayacak, elleriyle kumdan kaleler yapabilecek çocukların ellerindeki  sanal dünyaya hapsolduklarını ve eksik çocukluk yaşama ihtimalini görmüyoruz muyuz hep birlikte? Sanal dünyaya düşmüş çocuklarımızı kim kurtarmak istiyor peki bu düşten? Bence sayımız çok azdır. Çocuklarımız diyorum çünkü bu yeni nesil hepimizin eseri. Vakti geçsin, oyalansın diye eline tutuşturulan lego oyuncaklardan hazır oyuncaklara, tabletlere geçmelerini biz sağlamadıysak tamam.  Biz onları bir şeyleri kendi başına başarma hissiyle tanıştırmadan bu sanal, hazır dünyaya ne kadar da kolay teslim etmişiz öyle.  Belki de biz de çok değiştik, yada onlara ayak uydurmak uğruna koşturup duruyoruz adına da teknolojiyi yakalamak, takip etmek diyerek. 


Belki bizim imkanlarımız yoktu ama birlikte olmayı, mutluluğu tadabilmeyi, paylaşmayı, hissetmeyi öğrendik biz. Annemizin o tek göz odada sobayı yakamadığımız zaman sevgi ile ısınmanın mümkün olabildiğini yaşadık.  Elimizde tablet domates ekmedik belki sanal tarlamıza ama o huysuz amcaların erik ağaçlarından meyveyi koparmanın tadına varan son nesil kaldık.


En iyisi mi biz o günleri yad edelim, yine o güzel memleketlerimizde temiz havamızı alıp çocukluğumuzu, kolektif bir kültürden bireyselleşmeye bizi nelerin götürdüğünü, nasıl sürüklendiğimizi düşünürken geçmişimizi çocuklarımıza da hatırlatalım ve aktaralım, kim bilir belki de onlara bırakabileceğimiz en güzel miras hatıralarımızdır.

Bu sayfanın görüntülenme sayısı: 4745